Yakındaki Yazılar
Abone olun

KALİTE SİZSİNİZ


2001 senesinde Los Angeles downtown da bir devlet okulunda kısa süreli bir öğretmenlik tecrübem oldu. Benim gibi yabancı birini nasıl okullarına öğretmen olarak aldıkları başta soru işaretiydi. Yine de bu fırsatı değerlendirecek ve bu tecrübeyi zor da olsa yaşayacaktım. Okula adım atar atmaz nedenini anladım. Böyle okulların sadece Harlem'i anlatan Amerikan filmlerinde olduğunu sanırdım. Hiçbir Amerikalı'nın çalışmak istemediği, çetelerle dolu bir okuldu. Okuldaki öğretmenlerin çoğu da askerlikten, polis teşkilatından ayrılmış ızbandut gibi adamlardı. Kadınlarsa iri yarı kalın sesli ellerini bellerine koyup kafalarını sallayarak konuşan siyahi öğretmenlerdi. Bu çocuklar eğitilmemek için direniyor ve öğretmenler de onları eğitmek için uğraşmıyordu. Tek yaptıkları onları korkutarak sindirmek, sokaklarda köşe başlarını tutup illegal işlerle uğraşacaklarına tüm gün okul sınırları içinde kalmalarını sağlamaktı. Komşu sınıfın öğretmeni bana ilk gün şöyle öğüt vermişti. "Bunlara sakın öyle kitaptaki müfredatı işleyeyim deme. Onlara kendilerini aptal hissettirirsin. Hikaye okut geç. Ya da bütün gün nasihat et. Onların dersten önce hayatı öğrenmeleri lazım. Çoğunun zeka seviyesi de normalin altındadır." Hergün yaşadıklarım ve öğrendiklerim beni şoktan şoka sürüklüyordu. Yani bu çocukların eğitilmesi mümkün değil, ders saatleri içinde onları sınıfta tutmayı başarırsan yeter. Oyun oynat, masal anlat, takla attır ama bir ders saatini sınıftan kaçmadan, camdan atlamadan, birbirlerini yaralamadan bitirsinler. Haaa, çok zor durumda kalırsan duvarda asılı bir telefon var, onu kaldır hemen okulun içinde konuşlanmış polis memuru gelsin müdahale etsin. Ben o telefonu asla kullanamadım. Neden mi? Öğrenciler her Allahın günü bir şekilde gözle kaş arasında kablosunu kesiveriyorlardı. Ben o gün ders çıkısında görevliyi çağırıp bağlatıyorum. Ertesi gün ilk ders sonunda yine kesilmiş buluyorum. Artık pes etmiştim. Çete liderlerini hemen tanıyabilirdiniz. Kafaları dazlaktı ve etraflarını çevreleyen kalabalık bir grup içinde gezerlerdi. Sınıfımda Chris adında böyle bir öğrenci vardı. Beyaz bir öğrenciydi, oldukça da karizmatikti. Sınıfa oturduğunda birçok öğrenci onun etrafına toplanırdı. Ders anlatmak imkansızdı. Herkes Chris'i dinliyor veya onun ilgisini çekmeye çalışıyordu. Kendimi etkisiz eleman gibi hissediyordum. Duvarlara konuşuyor gibiydim. Bir gün bana dönüp kendini boşuna yorma dercesine şöyle seslendi: "Hey teacher I AM THE LEADER OF THIS CLASS. ( Ben bu sınıfın lideriyim) Ben de ona dönüp, "Hayır, sınıfın lideri benim" diye kafa tuttum. Kafasını salladı ve şöyle dedi: "Tamam sen sınıfın liderisin, ama ben öğrencilerin lideriyim." Ona öğrenciler olmadan sınıfın lideri olmamın bir anlamı olmayacağını anlatmaya çalıştım ama nafile… Pes ettim yine.

Bir gün kitap okuma saatlerinde başlarında duruyordum. Tavuk Suyuna Çorba adlı kitabı okutuyorduk bütün öğrencilere, sessiz okuma saatiydi. Ben yanına yaklaşınca Chris önünde tesadüfen açılmış bir sayfayla ilgileniyormuş gibi yaptı. Sayfanın üzerinde şimdi tam olarak hatırlamadığım bir alıntı vardı. İnsanın kendi içindeki güzellikleri ortaya çıkarması gerektiğiyle ilgili bir söz. Ama biraz metaforik şekilde yazılmıştı. Bana dönüp, "Hey teacher I don't get this" dedi ( bunu anlamadım). Bana birşey sorma tenezzülünde bulunması bile beni sevindirmişti. Ona yaklaşıp elimi omzuna koydum ve açıkladım. "Her insanın içinde bulunan kaliteyi keşfedip dışa vurması gerektiğini anlatıyor" dedim. Bana dönüp aynen şöyle dedi: "I AM QUALITY FREE."( Ben kalitesizim). Bir an samimi bir şaşkınlık yaşadım. Ben hiçbir zaman öğrencilerimi ders notlarıyla yargılamamışımdır. Onları hep insani özelliklerine göre değerlendirirdim. Chris gibi güçlü bir çocuğun kendisini böyle tanımlaması beni çok şaşıtmıştı. Şaka mı yapıyordu? Kendindeki özellikleri göremiyor muydu gerçekten? Ona biraz düşünürsen kendinde bir çok güzel özellik bulabilirsin dedim. Kafasını sallayarak hayır dedi. Ben de ona şu soruyu sordum. Lider olmak için çok kuvvetli özellikler gerekmezmi? Her insan bir topluluğu senin gibi peşinden sürükleyebilir mi? İstersen bir düşün, sende ne özellikler var ki bu çocukların üzerinde bu kadar etkili olabiliyorsun? İnanın bu sorulardan sonra kafasını tavana dikip bütün ders düşündü. Bu soruların cevabını ondan istemedim. Kendisinin düşünmesi gerekiyordu. Ben zaten biliyordum.

O günden sonra en kolay ders işlediğim öğrenci grubu Chris'in sınıfı olmuştu. Sınıfa gelir gelmez en öne oturuyor, sessiz sessiz okuyor, dinliyor, sınıftan bir ses çıkarsa hemen elini kaldırıp, diğerlerine susun diye işaret ediyordu. Chris sınıfta benim en büyük yardımcım olmuştu. Büyük bir ihtimalle daha önce hiç düşünmediği güzel yönlerinin farkına varmıştı. Şu anda sanırım 24 yaşında koca bir delikanlı olmuştur Chris. İnanıyorum vatanına faydalı ve üretken bir birey olmuştur. O zamana kadar kendisini devamlı çevresinin ve diğer öğretmenlerinin etiketlediği gibi etiketlemiş, işe yaramaz bir serseri olduğunu düşünerek yaşamıştı. Ama o günden sonra başkalarının düşünceleriyle kurmuş olduğu inanç sistemini kırmış ve kendisi ile ilgili farkındalığına varmıştı. Chris! Şu anda çok uzaklarda biryerlerdesin. Kendi kalitesinin farkında olan ve kendinde olan özellikleri pozitif yönde değerlendirmiş biri olarak çok başarılı bir genç adam olduğuna inanıyorum. YOU ARE A MAN OF GOOD QUALITY!


İLETİŞİM
  • LinkedIn Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • Facebook Social Icon
  • Black Instagram Icon
  • YouTube Social  Icon
  • Google+ Social Icon

Buket Özen

ID Coaching International

İrfan Baştuğ Paşa cad No: 6/9

Esentepe, Şişli, İstanbul​ 34394

Tel: +90 530 3706450

          0212 2129099

​buket.ozen@idkocluk.com

Ad *

E-posta *

Konu

Mesaj

© Professional Life Coach (ICF/PCC)